ÖNSÖZ
Tasavvuf, Şerîattan ayrı bir yol değildir. Şerîatın
birtakım şartlarla kapısından içeriye alarak bir noktaya oturttuğu fertleri
Tasavvuf müeyyideli, disiplinli ve kontrollü bir şekilde eritip eğitir;
Allah’ın inayetiyle fâni bir varlığın elinde bir kemâl derecesine getirip
bırakır. İslâmın icablarına, emir ve yasaklarına riayetinde resmi bir şekilde
duran; âdeta emir ve yasak duygusunun tesiriyle ihtiyati ve i’tiyadî tarzda
hareket ve amel eden; o ulvî sahada bir borçlu, bir yabancı gibi mesafeli
dolaşan kul, bir kâmilin feyizli ve şuurlu telkin ve uyarmaları ile sevgi
dâiresinde şuurlu şekilde hareket etmeye başlayarak ilâhi muhabbet sınıfından
içeri girer. Allah’a sevgi, korku, ümit şartları içerisinde kul olmağa başlar;
her şeyi onu sevdiğinden dolayı yapar ve sever. Zaman biraz daha geçince yollar
kısalmağa başlar, sevilenden sevene karşı alâka lütufları artar. Sırlar gelmeye
başlar. Mahremiyet sarayına alınır, korunur. Nihayet bir dost (VELİ) makamı,
payesi ona verilir. Hatırı sayılır, gönlü kırılmaz, sözü ve özü, nâzı ve niyazı
geçerli olur. Hak’dan itibar görür. Onun emriyle namına, izniyle adına, kâdir
bir şekilde mahlûkatına müessir olmağa başlar. Kerametler, harikalar, izhar
eder. Bu makamın kimi farkındadır, kimi değildir. Fakat her hâl-ü kârda o,
girdiği ulvî yolda devam eder gider, gittikçe de mutmain olmaya gayret
sarfeder. Böyle kimseye Tasavvuf ehli, Takva ehli derler.
Şerîat; nasıl vahy‘e müstenid “Kal-i Resûl” ise, Tasavvufda
Kur’ândan mülhem “Hâl-i Resûl”dür. Bu vasıf dışında, İslâm esaslarına aykırı
bir Tasavvuf anlayışı bâtıldır.
Araştırmam, incelemem neticesinde, işte bu yolda, son
yüzyıllarda yaşamış altı gönül sultanının, üstün ahlâkını, ilmini, amelini,
tavr-u hareketini, sözlerini, işlerini, menkıbelerini, hülâsa onlara ait
duyduklarımı ve bildiklerimi “Son Devir HÂLİSÂ POSTNİŞÎNLERİ Menâkıbnâme” adlı
bu kitapta tek tek yazdım.
Cenâb-ı Hak cümle velilerin sırlarını takdis etsin ve
ruhlarını aziz kılsın…
Mustafa DÜZLEME